Birçok yerde karşınıza çıkar forex sistemi satan adamlar. Ayda %500-800 kar ettirdiğini söylerler. Bunlar çaylakları avlarlar. Bunların çakalları ise %100-250 kazandırdığını söylerler. Kimisi 100 dolardan satar, kimisi 3000 dolardan.

Hemen çok para kazanacağını düşünerek zıplarsınız. Bir de size bunların çalıştıklarını gösterip hesap özetlerini verirler ki hemmen inanırsınız. Şöyle yapıyor, böyle yapıyor ama adam 1 yılda 500.000 dolar kazandırmış. Başkaş bi tanesi geçen ay 1000 dolar koymuş şimdi 35 bin dolarda. Alıp ben de deneyeyim diye hayaller kurmaya başlarsınız.

Eee ne yapmalı peki?

Öncelikle Türk milletinin klasik bakış açısı (şüpheci olan bakış açısı) bu işin en doğrusudur. Madem öyle adam kendisi kazanırdı demek işin en doğru kısmıdır aslında. Çünkü %500-800 lük karları bırakın, aylık %200 kar edebilselerdi, 10.000 dolar koyup onu hiç ellemeyip 3 ay sonra 270 bin dolar, 6 ay sonra ise 7.290.000 olarak yani “7 milyon 290 bin dolar” olarak geri alabilirdi.
Peki ya size 2000 dolardan sattığı bir sistemi satarak bu parayı ne kadar sürede kazanır? 3645 adet sistem satarak. Her gün 2 adet satsa, yaklaşık 5 yılda kazanırdı.

Öyleyse 6 ayda kazanacağı parayı neden 5 yılda kazanmayı seçsin ki?

Buraya kadar ikna olmayan tipitipler yine olacaktır. Size kısa ve öz birşey söyleyip konuyu kapatacağım:

” Birçok kişinin kullandığı sistem işe yaramaz. “

Sebepleri:

Birçok insanın kullandığı sistemlerle yapılan işlemlerin hacmi büyük olur ve piyasanın büyükleri buna karşı tedbirlerini alarak, sizin sisteminizin işe yaramasını bırakın aksine zarar ettirmesini sağlarlar.

İkincisi ise, Piyasadaki herkes aynı şeyi yaparsa, piyasada karşı taraf kalmaz ve sizin sisteminizi kullanmayanlar kazanır.

Son olarak, o sistem size gelene kadar yapılışının üzerinden çok vakit geçmiştir ve piyasa yapısı değişmiştir. Sizin anlayacağınız dil ile piyasanın huyu, suyu, hareketleri değişmiştir ve muhtemelen performans vermiyordur. 

Diyeceksiniz ki, ” ‘Eee, en yüksek performansı vermiyordur.’ dedin, demek ki, kimileri işe yarıyor hakikaten”. Bunu da ikinci yazımda anlatacağım…